DGS Türkçe Soruları 3 (2010 DGS Türkçe)

AD-SOYAD:....................................... NO:........


sinavbak.com

  • 1) (I) Yaşı 60’ın üzerinde olan Alaaddin Bey, aslen Ordulu ama 1961’den beri Heybeliada’da yaşıyor. (II) Bu da adanın yerlisi sayılmak için yeterli bir süre.
    (III) Kendisi ve ailesi adalı olmaktan mutluluk duyuyor ve burayı çok seviyor. (IV) Alaaddin Bey, adayı İstanbul’un bir parçası olarak görmüyor. (V) İstanbul’a gidince korkarım kalabalıktan, trafikten tedirgin olurum, diyor.
    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde alıntı yapılmıştır?

    A) I.
    B) II.
    C) III.
    D) IV.
    E) V
    Cevap: E
  • 2) Bu masalları yazarken özellikle pedagoji kitapları okudum. Masalları yazarken beni harekete geçiren temel etken, eğlence. Büyüklerin sıkıcı dünyasından çocukların renkli dünyasına geçişi sağlayan birbirinden eğlenceli öyküler... Onları kurarken nefret, öfke,
    şiddet ve bencillikten uzak kalmaya çalıştım. Her şeye rağmen yaşamın güzel olduğunu vurguladım. Ama çocukların, yaşamdaki her şeyin kusursuz olduğu yalanına inanmamaları için de ayrıca çaba gösterdim.

    Bu parçada sözü edilen masalların özellikleri aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

    A) Çocukları düşsel bir ortama sokarak onlara kötülüklerle baş etmeyi öğreten
    B) Yaşamın güçlüklerini yansıtmayı amaçlayan, okuyana bunlara direnme gücü kazandıran
    C) Yaşamı olumlu ve olumsuz yönleriyle ortaya koyan, hoşça vakit geçirten
    D) Bilimsel kaynaklardan yararlanılarak yazılan, kişisel görüşlere yer vermeyen
    E) Çocukların bilmediği kavramlarla ilgili bilgi vermeye çalışan, yalın bir dili olan
    Cevap: C
  • 3) Elzie Crisler Segar tarafından yaratılan bir çizgi roman kahramanı olan Temel Reis, alışılanın aksine “halktan biri”, sıradan bir denizci. En belirgin özelliği, ıspanak yiyerek güçlenmesi ve kötülerle, zorluklarla başa çıkması. Konserve kutusunu tek eliyle sıkıp
    içindeki ıspanağı bir hamlede ağzına attığında kazandığı güçle biricik sevgilisi Safinaz’ı Kabasakal’ın elinden kurtarır. Bu arada Temel Reis ile Safinaz arasında siyah beyaz filmlerdeki gibi bir aşk olduğunu unutmamak gerek. Âşıklar ayrılsalar da sonunda hep
    kavuşurlar. Yaratıcısının erken yaşta ölmesine karşın Temel Reis çizgi romanları bir süre daha yayımlandı. Çizgi filmleri ve sinema filmi yapıldı. Oyuncakları üretildi hatta ABD’de posta pulları basıldı. Ama Temel Reis’i bugün okumak isteyenler onun yeni maceralarını bulamıyor ne yazık ki.
    Bu parçada Temel Reis ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Çizgi roman kişilerinin bilinen özelliklerini taşımadığına
    B) Onunla ilgili çeşitli ürünlerin yapıldığına
    C) Günümüzde yeni maceralarının yazılmadığına
    D) Yaratıcısının hayatta olmadığına
    E) Daha çok, reklam malzemesi olarak kullanıldığına
    Cevap: E
  • 4) Dünyada on binden fazla türü bulunan kaktüsler radyasyondan koruyucu özellikleri olduğu için ev ve iş yerlerinde daha çok görülmeye başlandı. Susuzluğa uzun süre dayanabilen bu bitkiler, en çok, büyümeye başladıkları ilkbahar ve yaz aylarında suya ihtiyaç duyar. Nisan ve mayıs aylarında iki haftada bir üzerlerine su püskürtülmesi gerekir. Büyümeye başlayınca bu sayı haftada bire çıkarılabilir. Bol güneşe
    ihtiyaç duyan kaktüsler, kışın soğukta kalırsa yazın daha fazla çiçek açar.
    Bu parçada kaktüslerle ilgili aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı yoktur?

    A) Günümüzde daha çok hangi amaçla satın alınmaktadır?
    B) Daha çok çiçek açması nasıl sağlanabilir?
    C) Sularken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
    D) Ani sıcaklık değişikliklerinden nasıl etkilenir?
    E) Tür açısından zengin bir bitki midir?
    Cevap: D
  • 5) Gazetelerdeki köşe yazıları, yaratıcı yazarlığın gerektirdiği duygu ve düş gücünden çok, güncel olaylar hakkında nesnel yorumlar yapmayı gerektiriyor. Olabilecekleri tahmin etmeden, gelişmeleri mantık süzgecinden geçirip yorumlamadan yazılan
    köşe yazılarının sütun doldurmanın ötesinde bir işlevi yerine getirmediğini işin ustaları bilirler. Öz eleştiri aynasını kendime tuttuğumda gördüm ki gazetedeki köşe yazılarım giderek beni yazınsal yaratıcılığın özgür havasından uzaklaştırıyor. Köşe yazılarının
    kendine özgü kıvamını tutturamadığımı anlayınca köşe yazısı yazmaktan vazgeçtim.
    Bu sözleri söyleyen bir köşe yazarı için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    A) Düşüncelerini açıkça söylemekten çekindiği
    B) Köşe yazılarında bulunması gereken niteliklerin neler olduğunu bildiği
    C) Yazdıklarıyla adından söz ettirmeye çalıştığı
    D) Usta yazarları kendine kılavuz edindiği
    E) Toplumun belirli bir kısmını ilgilendiren konularda yazı yazdığı
    Cevap: B
  • 6) Başlangıçta belki pek kolay ortaya konamayan ama zihninizi bu yönde eğitmeye başladığınızda insana büyük ufuklar açan, hem kişinin ruhunu zenginleştiren hem de toplumsal dinamizmi ve çeşitliliği sağlayan belki en temel güçtür yaratıcılık. İster kişisel
    isterse toplumsal anlamda olsun, ilerleme yaratıcılığa dayanır. Yaratıcılık mutlaka büyük keşifler yapmak, icatlara imza atmak anlamına gelmemeli. Yaratıcılıkla anlatmak istediğimiz, yaşamın hemen her alanında ortaya konabilecek sıra dışı düşüncelere sahip olmaktır. Ne var ki otoriter aile ve eğitim sisteminin yapısı, yaratıcılığı yok eden temel etmenlerin başında geliyor.
    Bu parçada yaratıcılıkla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmiştir?

    A) Ortaya çıkan düşüncelerin her zaman kabul gördüğüne
    B) Kişide aşırı bir öz güven duygusu uyandırdığına
    C) Yararlarının neler olduğuna
    D) Kimlerde daha çok geliştiğine
    E) Küçük yaşlarda ortaya çıkmaya başladığına
    Cevap: C
  • 7) Tahıl üretimini artırmak için uzmanlar, küçük ölçekli tarıma yönelmeyi öneriyorlar. Küçük çiftliklerde yapılan tarımdan beklenen verimin alınabilmesi için de taze bilgilerle eski deneyimlerin birleştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Uzmanlar, tarlaya, tek çeşit tahıl
    yerine, farklı tahılların ekilmesini salık veriyorlar. Küçük çiftliklerin, kendi ürettikleri doğal gübreleri kullanmalarını uzun sürede daha kârlı buluyorlar.
    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi anlatılmaktadır?

    A) Verimi artırmak için çok yönlü araştırmaların yapılması gerektiği
    B) Kâra dayalı büyük çiftliklerin ekonomiyi yönlendirdiği
    C) Tahılla beslenmenin daha sağlıklı olduğuna dikkat çekmek gerektiği
    D) Artan nüfusun beslenme sorunu karşısında alınan önlemlerin yetersiz kaldığı
    E) Tahıl üretiminin artırılması için hangi çözüm yollarına başvurulabileceği
    Cevap: E
  • 8) Günlük hayatta demirin kullanımı uzun süre sınırlı kalmış. Demirden, süs eşyası dışında, günlük hayatta kullanılan aletlerin yapımı ilk olarak Hititlerde görülüyor. Hitit metinlerinde, demir kılıçlardan, tanrı ve hayvan figürlerinden söz ediliyor. Hititler dövme tekniğiyle demir üretiyordu. Bu yöntemde iş gücüne çok gereksinim duyuluyor ve bu da demirin yaygın olarak kullanılmasını güçleştiriyordu. Hititlerin egemenliğindeki bir kavim olan Kalipler, madencilikle uğraşıyordu. Kalip demircileri, madeni tavlama ve kor hâlindeyken su verme yöntemiyle, dövme tekniğinde yaşanan sorunları çözmüşlerdi.
    Bu parçada demirle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Günümüzde kullanımının en yaygın olduğu alanlara
    B) Tarihî kaynaklarda hakkında yer alan bilgilere
    C) Ne tür eşyaların yapımında kullanıldığına
    D) İşlenmesinde karşılaşılan sorunun nasıl çözüldüğüne
    E) Günlük hayatta ilk kez kimlerin kullandığına
    Cevap: A
  • 9) İzmir’in burnunun dibindedir Seferihisar. Baharda yağmur yağmış, yolu çamurmuş ne fark eder! Çeşme otobanına girmenle çıkman bir olur, sonra pat diye Seferihisar’ın kucağındasın! İzmir’e bu kadar yakın olup da bu denli “uzak” kalmış tek ilçedir. Bu durum, herhâlde geçmiş yıllarda İzmir’e doğrudan bağlanamayacak kadar uzak ve sapa kalmasından kaynaklanıyor olsa gerek.
    Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?

    A) Konuşma üslubuyla yazılmıştır.
    B) Olaylar oluş sırasıyla verilmiştir.
    C) Deyim kullanılmıştır.
    D) Tahminde bulunulmuştur.
    E) Devrik cümleye yer verilmiştir.
    Cevap: B
  • 10) Paris’teki Louvre Müzesi, dünyanın büyük ve ünlü müzelerindendir. Değerli sanat eserlerine ev sahipliği yapan müze, 2006 yılında 8,3 milyon ziyaretçiyle, dünyanın en çok ziyaret edilen sanat müzesi olmuştur. Rönesans döneminin özelliklerini taşıyan
    bir kale olarak yapılan bina 1793’te müzeye dönüştürülmüştür. Daha sonra, yapılan ek binalarla büyütülmüştür. Müze avlusunun merkezine, 1989 yılında Louvre Piramidi yapılmıştır. Louvre Piramidi, müzede yürütülen büyük yenileme çalışmalarının da ilk adımı olmuştur. Mona Lisa’nın sergilendiği Carre Galerisi de bu çerçevede yenilenmiştir.
    Bu parçada Louvre Müzesi’yle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Binasının hangi dönemin etkilerini yansıttığına
    B) Ne kadar ilgi gördüğüne
    C) Nerede bulunduğuna
    D) Yapımının ne kadar sürdüğüne
    E) Hangi bölümünde değişiklik yapıldığına
    Cevap: D
  • 11) Ses tonunun kullanılma biçimi, sözlü iletişimin çok önemli bir yönüdür. İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan en küçük gerginlik bile, kendini önce ses tonunda belli eder. Çoğu zaman, canlı, neşeli, enerjik bir ses tonu, insanlar üzerinde olumlu bir etki bırakır. Ortada bir gerginlik ve sorun varsa ses tonunun yumuşak ve sakin olması çatışmayı önler ve iş birliğini kolaylaştırır. Monoton, dinleyende bıkkınlık yaratan, kolayca
    dikkatin dağılmasına neden olan bir üslupla konuşan bir kişi, ne kadar ilginç görüşler ortaya atsa da ikna edici olmakta güçlük çeker. Sert ve kesin konuşma
    biçimi ise çoğunlukla dinleyenlerin savunmaya geçmelerine yol açar ve onlarda rahatsızlık hissi uyandırır. Ayrıca sesine özür diler gibi bir ton veren kişilerin istekleri kolayca geri çevrilir ve söyledikleri önemsenmez. Duygu ve düşüncelerinizi gereği gibi
    yansıtabilmek için beden dilinin sunduğu olanaklardan da yararlanılabilir. Dünyada değiştirilmesi en zor şeylerden biridir ilk izlenim. Bu nedenle insanlarda yanlış bir izlenim bırakmamak için beden dilini doğru kullanmak gerekir.

    Bu parçadan, ses tonunun kullanımıyla ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılamaz?

    A) Farklı tepkilere neden olur.
    B) İletişimde önemli bir unsurdur.
    C) Kültürden kültüre farklılık gösterir.
    D) Konuşulan kişiyi yönlendirir.
    E) İçinde bulunulan ruh hâlini yansıtır.
    Cevap: C
  • 12) Ses tonunun kullanılma biçimi, sözlü iletişimin çok önemli bir yönüdür. İnsanlar arası ilişkilerde yaşanan en küçük gerginlik bile, kendini önce ses tonunda belli eder. Çoğu zaman, canlı, neşeli, enerjik bir ses tonu, insanlar üzerinde olumlu bir etki bırakır. Ortada bir gerginlik ve sorun varsa ses tonunun yumuşak ve sakin olması çatışmayı önler ve iş birliğini kolaylaştırır. Monoton, dinleyende bıkkınlık yaratan, kolayca
    dikkatin dağılmasına neden olan bir üslupla konuşan bir kişi, ne kadar ilginç görüşler ortaya atsa da ikna edici olmakta güçlük çeker. Sert ve kesin konuşma
    biçimi ise çoğunlukla dinleyenlerin savunmaya geçmelerine yol açar ve onlarda rahatsızlık hissi uyandırır. Ayrıca sesine özür diler gibi bir ton veren kişilerin istekleri kolayca geri çevrilir ve söyledikleri önemsenmez. Duygu ve düşüncelerinizi gereği gibi
    yansıtabilmek için beden dilinin sunduğu olanaklardan da yararlanılabilir. Dünyada değiştirilmesi en zor şeylerden biridir ilk izlenim. Bu nedenle insanlarda yanlış bir izlenim bırakmamak için beden dilini doğru kullanmak gerekir.

    Bu parçaya göre, beden dilinin sözlü iletişime katkısıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    A) İnsanın kendini doğru ifade edebilmesine yardımcı olur.
    B) Konuşmada eksik kalanları tamamlamak için kullanılması gerekir.
    C) Dinleyenlerin dikkatini dağıtmamaya özen gösterilmelidir.
    D) Karşıdaki kişinin beden dilini nasıl algıladığı sürekli izlenmelidir.
    E) Kişinin kendini sözcüklerle anlatamadığı durumlarda kullanılmalıdır.
    Cevap: A
  • 13) Türk sanat müziğinin “dillere pelesenk olmuş” yapıtlarından değil de kıyıda köşede kalmışlarından biri olan bu şarkının usulü “düyek”, makamı “nihavent”tir. Fazla süsü, inişleri-çıkışları olmayan, yorumcusuna sesiyle yersiz hünerler gösterme fırsatı
    vermeyen, zarif şarkılardandır. Bu tür şarkılar hiçbir zaman “hit” olmazlar belki, çoğu kez 45’lik plakların “B” yüzü şarkısı olarak kalırlar, ama hiç unutulmazlar,yıpranmazlar.
    Bu parçada geçen “dillere pelesenk olmuş” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Sıradan
    B) Söylenmesi kolay
    C) Eskimiş, önemini yitirmiş
    D) Değerini kaybetmiş
    E) Herkesçe bilinen ve söylenen
    Cevap: E
  • 14) Türk sanat müziğinin “dillere pelesenk olmuş” yapıtlarından değil de kıyıda köşede kalmışlarından biri olan bu şarkının usulü “düyek”, makamı “nihavent”tir. Fazla süsü, inişleri-çıkışları olmayan, yorumcusuna sesiyle yersiz hünerler gösterme fırsatı
    vermeyen, zarif şarkılardandır. Bu tür şarkılar hiçbir zaman “hit” olmazlar belki, çoğu kez 45’lik plakların “B” yüzü şarkısı olarak kalırlar, ama hiç unutulmazlar,yıpranmazlar.
    Bu parçadan aşağıdaki genellemelerin hangisine ulaşılabilir?

    A) Bazı şarkılar, bazı şarkıcılarla tanınır, onlarla özdeşleşir.
    B) Ticari kaygılarla kimi şarkılar tekrar tekrar söylenmektedir.
    C) Farklı sanatçılar, aynı şarkıları belli aralıklarla yorumlamaktadır.
    D) Kitlelere mal olmamasına karşın unutulmayan özel şarkılar vardır.
    E) Her sanatçı, her şarkıyı başarılı bir biçimde seslendiremez.
    Cevap: D
  • 15) Uzun zamandır ürün vermediğimi fark eden bir arkadaşım, niye öykü yazmadığımı sordu. Ben de, son yıllarda okurların daha çok roman satın aldığını, romanın öyküye oranla -nedense- daha çok itibar gördüğünü söyledim. Ayrıca yayıncıların roman ya-
    yımlamayı daha çok tercih ettiklerini, eleştirmenlerin bile yazılarında öykü kitaplarından çok, romanlara yer verdiklerini belirttim. Bununla birlikte öykünün, hem yazan hem de okuyan için uzun zamandır unutulan değerinden, güzelliğinden, romanın gevezeliği kar-
    şısındaki zarafetinden dem vurdum.

    Bu parçada romana ilişkin olarak belirtilenler arasında aşağıdakilerin hangisi yoktur?

    A) Daha çok okunması
    B) Öyküden daha değerli bulunması
    C) Yazara daha fazla özgürlük tanıması
    D) Edebiyat dünyasında gündemde tutulması
    E) Daha çok basılması
    Cevap: C
  • 16) Uzun zamandır ürün vermediğimi fark eden bir arkadaşım, niye öykü yazmadığımı sordu. Ben de, son yıllarda okurların daha çok roman satın aldığını, romanın öyküye oranla -nedense- daha çok itibar gördüğünü söyledim. Ayrıca yayıncıların roman ya-
    yımlamayı daha çok tercih ettiklerini, eleştirmenlerin bile yazılarında öykü kitaplarından çok, romanlara yer verdiklerini belirttim. Bununla birlikte öykünün, hem yazan hem de okuyan için uzun zamandır unutulan değerinden, güzelliğinden, romanın gevezeliği kar-
    şısındaki zarafetinden dem vurdum.

    Bu parçada “romanın gevezeliği karşısındaki zarafeti” sözüyle öyküye ilişkin olarak aşağıdakilerden hangisi belirtilmek istenmiştir?

    A) Anlatılmak istenenin daha az sözle aktarıldığı
    B) Gündelik hayatın konu edildiği
    C) Daha geniş kitlelere ulaştığı
    D) Olayları neden-sonuç ilişkisine dayandırdığı
    E) Öğretici değil, eğlendirici olduğu
    Cevap: A
  • 17) Bilimin özelliklerini göz ardı etmeden, bu büyük serüvenin tarihsel, insani ve yaşayan yönünü öne çıkaran, gençler için hazırlanmış bir genel kültür kitabı bu. Bilimin yaşamımıza kattıklarından söz ederken anlaşılması en zor olan şeyleri bile herkesçe anlaşılır kılmayı amaçlamış yazar. Bu kitap, temel buluşlar ve
    bilimsel düşüncenin özünü anlatırken bilimi herkese, bilimle hiç ilgisi olmayanlara bile sevdirmeyi başarıyor.

    Bu parçaya göre, söz konusu kitap hangi amaçla yazılmıştır?

    A) Gençleri bilim insanı olmaya teşvik etmek
    B) Bilime ilgi duyanların sayısını artırmak
    C) Bilim insanlarının yaşamı hakkında bilgi vermek
    D) Bilimin gelişmesine katkıda bulunmak
    E) Her bilimsel çalışmayı ayrıntısıyla anlatmak
    Cevap: B
  • 18) Bilimin özelliklerini göz ardı etmeden, bu büyük serüvenin tarihsel, insani ve yaşayan yönünü öne çıkaran, gençler için hazırlanmış bir genel kültür kitabı bu. Bilimin yaşamımıza kattıklarından söz ederken anlaşılması en zor olan şeyleri bile herkesçe anlaşılır kılmayı amaçlamış yazar. Bu kitap, temel buluşlar ve
    bilimsel düşüncenin özünü anlatırken bilimi herkese, bilimle hiç ilgisi olmayanlara bile sevdirmeyi başarıyor.

    Bu parçada sözü edilen kitabın bir “genel kültür kitabı” olarak adlandırılmasının nedeni aşağıdakilerden hangisi olabilir?

    A) Konuların özetlenerek anlatılması
    B) Anlatılan konuların güncel olaylarla örneklendirilmesi
    C) Ele alınan konuların basitleştirilerek açıklanması
    D) Ulaşılmak istenen kitlenin gençlerden oluşması
    E) Konuların tarihsel gelişimiyle birlikte verilmiş olması
    Cevap: C
  • 19) Su içtiğiniz plastik şişeyi ya da markette tıka basa doldurduğunuz naylon torbaları çöpe atarken iki kere düşünseniz iyi olur. Çünkü bir plastik şişenin doğada tamamen çözünmesi 450 yıl sürerken naylon torba 500 yıl boyunca varlığını koruyor. Peki dünyamızı hızla kirleten bu atıkları verimli kaynaklara dönüştürmek mümkün mü? Bu duruma dikkat çekmek amacıyla 20 Martta ABD’nin San Francisco kentinden yola çıkan “Plastiki” adlı teknenin altı kişilik mürettebatına göre bu mümkün. Örneğin 20 m’lik bu tekne, 12.500 adet 2 litrelik plastik şişe sayesinde su üzerinde kalabiliyor. Teknenin yelken bezi, geri dönüştürülmüş plastikten; direği, geri dönüştürülmüş sulama borularından üretilmiş. Malzemeler bir araya getirilirken kaju fıstığı ve şeker pancarından üretilen bir yapıştırıcı kullanılmış. Gereken tüm elektriği güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ile bisiklet dinamoları üretiyor. Deniz kirliliğinin neredeyse tamamına plastik atıkların neden olduğu, çok sayıda deniz kuşu ve deniz memelisinin plastik atıklar nedeniyle öldüğü hesaba katılırsa Plastiki’nin misyonu oldukça önemli. Öyle ki ABD’de kimi restoranlar Plastiki’den etkilenerek plastik şişe yerine cam sürahiler kullanmaya başlamışlar. Görünüşe göre “şişedeki mesaj” dünyaya ulaştı.

    Bu parçada “Plastiki” adlı tekneyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yapımında kullanılan malzemelere
    B) Gerekli enerjinin nasıl elde edildiğine
    C) Yolculuğunun nedenine
    D) Yolculuğu boyunca nerelere uğradığına
    E) Ekibinin kaç kişiden oluştuğuna
    Cevap: D
  • 20) Su içtiğiniz plastik şişeyi ya da markette tıka basa doldurduğunuz naylon torbaları çöpe atarken iki kere düşünseniz iyi olur. Çünkü bir plastik şişenin doğada tamamen çözünmesi 450 yıl sürerken naylon torba 500 yıl boyunca varlığını koruyor. Peki dünyamızı hızla kirleten bu atıkları verimli kaynaklara dönüştürmek mümkün mü? Bu duruma dikkat çekmek amacıyla 20 Martta ABD’nin San Francisco kentinden yola çıkan “Plastiki” adlı teknenin altı kişilik mürettebatına göre bu mümkün. Örneğin 20 m’lik bu tekne, 12.500 adet 2 litrelik plastik şişe sayesinde su üzerinde kalabiliyor. Teknenin yelken bezi, geri dönüştürülmüş plastikten; direği, geri dönüştürülmüş sulama borularından üretilmiş. Malzemeler bir araya getirilirken kaju fıstığı ve şeker pancarından üretilen bir yapıştırıcı kullanılmış. Gereken tüm elektriği güneş panelleri, rüzgâr türbinleri ile bisiklet dinamoları üretiyor. Deniz kirliliğinin neredeyse tamamına plastik atıkların neden olduğu, çok sayıda deniz kuşu ve deniz memelisinin plastik atıklar nedeniyle öldüğü hesaba katılırsa Plastiki’nin misyonu oldukça önemli. Öyle ki ABD’de kimi restoranlar Plastiki’den etkilenerek plastik şişe yerine cam sürahiler kullanmaya başlamışlar. Görünüşe göre “şişedeki mesaj” dünyaya ulaştı.

    Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

    A) Plastik atıklar geri dönüştürülerek tekrar kullanılabilir.
    B) Plastik atıklar doğada çok uzun yıllar yok olmamaktadır.
    C) Bazı sorunlara yaratıcı yollarla daha fazla dikkat çekilebilir.
    D) Plastik atıklar başlı başına bir kirlilik kaynağıdır.
    E) Plastikten üretilen eşyalar günlük yaşamı vazgeçilemeyecek kadar kolaylaştırmaktadır.
    Cevap: E
Yorum Yap
Gönder